Manevi Tazminat Davası | Yargıtay Kararları

MANEVİ TAZMİNAT DAVASI - KİŞİLİK HAKLARININ SALDIRIYA UĞRAMASINDAN KAYNAKLANAN MANEVİ TAZMİNAT İSTEMİ - KAMUOYUNA YANSIYAN DAVRANIŞLAR KARŞISINDA AĞIR ELEŞTİRİ YAPILMASI - AĞIR TAHRİK

ÖZET: Mahkemece, dava konusu yazıların bütünü incelendiğinde, davacının kamuoyuna yansıyan davranışları karşısında ağır eleştiri niteliğinde olduğu, özle-biçim arasında dengenin bozulmadığını bildirerek direnmiştir.Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, mahkeme kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir. (743 S. K. m. 24) Dava: Taraflar arasındaki manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul Asliye 3. Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 5.3.1998 gün ve E. 97/498- K. 98/51 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 21.12.1998 gün ve E. 98/7828- K. 10551 sayılı ilamıyla; (...Dava, basın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğramasından kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davacının daha önce kamuoyunca bilinen bazı söz ve davranışlarının bu yazının yazılmasına neden olduğu belirtilerek dava tümden reddedilmiştir. Dava konusu edilen yazılarda davacı için, soytarı, pezevenk, kan içici gibi nitelendirmelerde bulunulmuştur. Anılan bu ifadeler, davacıya yönelik hakaret niteliğinde olduğu gibi basının amacına ulaşmasındaki var oluş nedeni olan toplumu bilgilendirmesi ve yönlendirmesindeki görev ve yetkisi ile de bağdaşmamaktadır. Böylece, özle biçim arasındaki denge bozularak eleştiri sınırları aşılmıştır. Yazılar, bu haliyle doğrudan davacının kişilik haklarını hedef almış ve davacının eleştirilmesinde özle biçim arasındaki denge bozulmuştur. Davacının daha önceki bazı davranış ve sözlerinin bir ağır tahrik olarak dava konusu yazıların yazılmasına neden olduğu doğru ise de, kullanılan sözlerde sınır aşılmıştır. Davacının bu davranışları ancak hüküm altına alınacak tazminat bakımından bir indirim sebebi olabilir. Mahkemece, davanın tümden reddine karar verilmiş olması belirtilen nedenlerle usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Karar: Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacı vekili 31.5.1997, 1.6.1997 ve 7.6.1997 tarihli Cumhuriyet Gazetelerinde Politika Günlüğü başlıklı H. Çetinkaya imzalı yazılarla Cumhuriyet imzalı yazıda davacıya hakaret edildiğini, kişilik haklarına saldırıldığını ileri sürerek manevi tazminata hükmedilmesini ve hüküm özetinin yayınına karar verilmesini istemiştir. Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı Sayfa 1 / 2 Mahkemece, dava konusu yazıların bütünü incelendiğinde, davacının kamuoyuna yansıyan davranışları karşısında ağır eleştiri niteliğinde olduğu, özle-biçim arasında dengenin bozulmadığını bildirerek direnmiştir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, mahkeme kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir. Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, gerekli ilam harcı peşin alındığından başkaca hare alınmasına mahal olmadığına, 03.11.1999 gününde yapılan 2. görüşmede oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY YAZISI Bir yazının hukuka uygunluğundan söz edilebilmesi için dört unsurun mevcut olması gerekir. Bunlardan biri bile uygun değil yaptırım gündeme gelir. Gerçeklik, güncellik, kamu yararı ve toplumsal ilgi ile özle biçim arasında düşünsel bağ kurulmuş olması seklinde belirginlik kazanmış bu unsurlarda yargı kararları ve öğreti sözbirliği içerisindedir. Basının görev derecesine varan hakkı olumsuzlukları makale, yorum, karikatür gibi vasıtalarla eleştirmektir. Bu görev yapılırken ölçünün çok ağır tutulması da işin gerektirdiği sınırlar içinde hukuka uygun sayılabilmektedir. Tazminat hukuku uygulamamızda davanın yanlarının olaydaki genel durumları değerlendirilmekte, davalının hukuka aykırı davranıp davranmadığı, davacının eleştirilen söz ve davranışlarının hukuka aykırılığı büsbütün ortadan kaldırıp kaldırmadığı, hukuka aykırılık halinde belirlenecek yaptırıma etki edecek unsurların neler olduğu belirlendikten sonra, davanın yanlarının kişilik hakları saldırılarının karşılıklı olması durumunda Türk Ceza Kanunu'nun 480. maddesindeki cezanın ıskatı uygulamasının aksine her iki taraf için yaptırıma karar vermek suretiyle uyuşmazlık çözülmektedir. Eldeki davaya gelince; davacının söz ve davranışları ile toplumun değer yargılarına çok ağır saldırıda bulunduğu, bu nedenle olabilecek ağırlıkta eleştiriyi hak ettiği konusunda tereddüt yoktur. Ancak, bu eleştiri yapılırken yukarda sözü edilen özle biçim arasında düşünsel bağın iyi kurulması, ölçünün hakaret derecesine vardırılmaması gerekir. Herhangi bir suç islemiş olduğu mahkeme kararı ile sabit olan kişiye bile, o suçu ifade eden söz gereksiz yere söylenemez. Davacının söz ve davranışlarının doğru olmadığını konu edinen yazıda burada yazılmasına gerek duyulmayan sözlerle ona hakaret edilmesi hukuka uygun olmaz, ölçü aşılmış hakarete hakaretle karşılık verilmiştir. Davacıların kamu adına eleştiri hakkını kullanan durumunda oldukları da değerlendirilerek mahkemenin ve Yüce Genel Kurul'un hukuka uygunluk nedeni saydığı sebepler yaptırımın ne olması gerektiği ve yaptırım tazminat seklinde seçilecekse miktarının az tutulması şeklinde değerlendirilmesi gerekmesine rağmen, hukuka aykırılığın bulunmadığının kabul edilmesini uygun bulmadığımdan karara katılamıyorum. (¤¤)

Acil soru ve bilgi almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.